top of page

'Bir Başkadır' ve Psikoterapi

Netflix dizisi Bir Başkadır, yayımlandığı günden beri Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısını, farklı sınıflardan ve yaşam tarzlarından gelen karakterler üzerinden oldukça çarpıcı bir şekilde tartışmaya açtı. Ama beni en çok etkileyen, dizideki psikoterapi sahneleri oldu. Zira bu sahnelerde, sadece karakterlerin iç dünyası değil, aynı zamanda bir terapistin mesleki duruşu, etik ilkeleri ve kişisel çatışmaları da sahneleniyordu. Peki, “Bir Başkadır” dizisinde Peri karakteri bir terapist olarak etik sınavı geçebildi mi? Gelin birlikte bakalım.

Başörtüsü ve Karşı Aktarım: Peri’nin İlk Sınavı

Dizide Peri, Meryem adında, başörtülü ve muhafazakâr bir geçmişe sahip bir danışanla çalışmaya başlıyor. Meryem’in terapiye geliş nedeni fiziksel bayılmalar olsa da, asıl mesele çok daha derin. Ancak daha ilk seanstan itibaren Peri’nin Meryem’e karşı bir önyargı geliştirdiğini fark ediyoruz. Meryem'in başörtüsü, Peri’nin geçmişinden gelen kırılmalarını tetikliyor. Hatta bir noktada, Meryem’e yanlışlıkla çocukluk travmasından gelen bir ismi – temizlikçi Hazal’ı – söylüyor. Bu sahne öyle güçlü ki, izlerken “Hmm, burada bir karşı aktarım var galiba?” demeden edemiyoruz.

Bir terapist için etik kuralların en başında gelen şey, danışanı olduğu gibi kabul edebilmek. Eğer bu mümkün değilse, yani önyargılarınızı kontrol edemiyorsanız, orada durmanız gerekir. Ne yazık ki Peri, bunu yapmıyor.

Meryem’in Çabası, Peri’nin Duvarları

Meryem aslında seanslara içtenlikle geliyor. Saç boyasından konuşmaya çalışıyor, samimiyet kurmak istiyor. Ancak Peri’nin tepkileri soğuk, mesafeli ve hatta zaman zaman küçümseyici. Oysa terapi, en çok da güven ilişkisine dayanır. Hele ki Meryem gibi, psikoterapiye yabancı ve farklı bir kültürel arka plandan gelen biri için bu güvenin kurulması hayati.

Empati burada kilit kelime. Peri ise empati yerine analiz yapmayı tercih ediyor. Meryem’in dünyasına girmeye çalışmak yerine, onu çözümlemeye çalışıyor. Oysa ki bazen sadece “anlamak” gerekir.

Süpervizyon mu? Arkadaş Sohbeti mi?

Peri, Meryem’le yaşadığı bu sıkışmayı çözmek için bir süpervizöre, yani meslektaşından destek almaya karar veriyor. Bu harika bir adım olabilirdi. Ama burada da işler karışıyor. Çünkü bu süpervizör, aynı zamanda Peri’nin arkadaşı: Gülbin. Yani profesyonel destek gibi görünse de, aslında iki arkadaşın duygusal sohbetine dönüşüyor seanslar.

Dahası, Gülbin’in başörtülü bir ablası var ve bu, Peri’nin Meryem’e dair önyargılarını dinlerken içsel çatışmalar yaşamasına neden oluyor. Bu noktada Peri’nin süpervizyondan gerçek bir fayda sağlayamaması da şaşırtıcı değil. Tarafsızlık, bir terapist için sadece danışan karşısında değil, meslektaşı karşısında da

önemli.

Peki Ya Ben Peri’nin Yerinde Olsaydım?

Diziyi izlerken kendimi sık sık şu soruyu sorarken buldum: “Ben Peri’nin yerinde olsaydım ne yapardım?” Açıkçası ilk iş, Meryem’e karşı hissettiklerimi fark etmek ve neden böyle hissettiğimi anlamaya çalışmak olurdu. Bu hisleri bastırmak ya da görmezden gelmek değil, onlarla yüzleşmek terapistin gelişiminde önemli bir adım.

İkinci olarak, süpervizör olarak yakın bir arkadaşımı değil, profesyonel bir meslektaşı seçerdim. Duygusal bağların olmadığı, açık ve dürüst geri bildirim alabileceğim bir ilişki kurmak çok daha faydalı olurdu.

Ve belki de en önemlisi, Meryem’in geldiği kültürel arka planı anlamaya çalışır, onunla bağ kuracak yollar arardım. Danışanı bir "analiz konusu" değil, bir "insan" olarak görmek… İşte terapide iyileşmeyi başlatan şey tam da bu olabilir.

Peri, Meryem ve Biz

“Bir Başkadır” sadece Peri ve Meryem’in hikâyesi değil. Aynı zamanda bizim kendi önyargılarımızla, yargılarımızla, kimlerle empati kurabildiğimiz ve kimlerden uzak durduğumuzla ilgili de bir ayna. Terapist olmasak da, günlük hayatımızda kaç kez “öteki” ile empati kurmayı denedik? Kaç kez yargılamadan anlamaya çalıştık?

Peri belki sınavı geçemedi ama bize değerli bir farkındalık kazandırdı. Ve belki de en çok buna ihtiyacımız var: Anlamaya, anlatmaya ve en çok da dinlemeye.

Klinik Psikolog İrem Soytürk Tarhan

bottom of page